TÜM MAKALELER
    İcra ve İflas HukukuGüncelleme: 27 Eylül 20269 dk okuma

    İtirazın İptali Davası Nedir?

    Borçlu ödeme emrine itiraz edip takip durduğunda, alacaklının önünde iki yol vardır: itirazın kaldırılmasını istemek ya da itirazın iptali davası açmak. Elinde İİK m. 68'de sayıla…

    Borçlu ödeme emrine itiraz edip takip durduğunda, alacaklının önünde iki yol vardır: itirazın kaldırılmasını istemek ya da itirazın iptali davası açmak. Elinde İİK m. 68'de sayılan nitelikte bir belge bulunmayan alacaklı için asıl yol itirazın iptali davasıdır. Bu yazıda itirazın iptali davasının ne olduğunu, hangi mahkemede ve ne kadar süre içinde açılacağını, ispat yükünün nasıl dağıldığını ve icra inkâr tazminatı şartlarını Yargıtay'ın güncel kararlarıyla birlikte anlatıyorum. Alanya avukat gözüyle, hem alacaklının hem borçlunun bilmesi gereken noktaları bir araya getirdim.

    İtirazın İptali Davası Nedir?

    İtirazın iptali davası, borçlunun ödeme emrine yaptığı itiraz nedeniyle duran ilamsız icra takibinin devamını sağlamak amacıyla alacaklı tarafından açılan bir davadır. Dayanağı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 67. maddesidir. Davacı takip alacaklısı, davalı ise itiraz eden takip borçlusudur.

    Bu dava, görünüşte icra hukukuna ait olsa da aslında normal bir alacak (eda) davasıdır. Davacı alacaklı, borçlunun itiraz ettiği alacağın gerçekten var olduğunu ispatlayarak hem itirazın iptalini hem de talep etmişse icra inkâr tazminatına hükmedilmesini ister. Dava kazanılırsa borçlunun itirazı iptal edilmiş olur ve alacaklı, itiraz nedeniyle durmuş olan takibe devam edilmesini, yani haciz işlemlerini isteyebilir.

    İtirazın iptali davası ile itirazın kaldırılması yolu birbirine karıştırılmamalıdır. İtirazın kaldırılması icra mahkemesinde görülen, sınırlı bir belge incelemesine dayanan ve hızlı sonuçlanan bir yoldur. İtirazın iptali davası ise genel mahkemede görülür, tüm delillerle ispat imkânı tanır ama daha uzun sürer. Alacaklı, elinde İİK m. 68'de sayılan güçte bir belge (örneğin imzası ikrar edilmiş adi senet) varsa itirazın kaldırılmasını, yoksa itirazın iptali davasını tercih eder.

    Görevli ve Yetkili Mahkeme

    İtirazın iptali davası, gerek maddi hukuk gerekse yargılama usulü bakımından genel hükümlere, yani Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na (HMK) tabidir. Bu nedenle görevli mahkeme, icra mahkemesi değil, HMK'nın 1 ila 4. maddelerine göre belirlenen genel görevli mahkemedir (asliye hukuk, asliye ticaret, iş mahkemesi, aile mahkemesi gibi, uyuşmazlığın niteliğine göre).

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun konuya ilişkin kararlarında da itirazın iptali davasının açıkça adli yargının görev alanına girdiği ve görevli mahkemenin genel hükümlere göre tayin edileceği vurgulanmaktadır. Uygulamada bazı alacaklar için (örneğin kamu alacaklarının belirli türlerinde) özel kanunlarda ayrı bir tahsil usulü öngörülmüş olabilir; böyle bir durumda genel hükümlere göre ilamsız icra takibi ve itirazın iptali davası yoluna başvurulup başvurulamayacağı ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle takip başlatmadan önce alacağın niteliğine uygun takip ve dava yolunun seçilmesi önemlidir.

    Yetkili mahkeme konusunda da HMK'nın genel yetki kuralları (davalının yerleşim yeri, sözleşmenin ifa yeri gibi) uygulanır; icra takibinin yapıldığı yer tek başına yetkiyi belirlemez.

    Dava Açma Süresi: Bir Yıllık Hak Düşürücü Süre

    İtirazın iptali davası bir süreye tabidir. Alacaklı bu davayı, borçlunun itirazının kendisine (varsa vekiline) tebliğ edildiği tarihten itibaren bir yıl içinde açmak zorundadır. Bu süre içinde açılmayan davada alacaklının yaptığı ilamsız takip düşer.

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25.06.2025 tarihli ve E. 2024/91, K. 2025/398 sayılı kararı bu sürenin niteliğini ayrıntılı biçimde açıklıyor. Karara göre İİK m. 67'de öngörülen bir yıllık süre hak düşürücü süredir. Hak düşürücü süre, hak sahibinin belirlenen süre içinde gerekli işlemi yapmaması hâlinde hakkın kendiliğinden ve tamamen ortadan kalkmasına yol açan süredir. Taraflar bu süreyi sözleşmeyle değiştiremez veya kaldıramaz. Hak düşürücü süreler kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkeme tarafından kendiliğinden (resen) dikkate alınır; davanın her aşamasında, hatta bozmadan sonra bile ileri sürülebilir.

    Olayda bir alacaklı, borçlunun ödeme emrine itirazı üzerine itirazın iptali davasını açmış, ancak dava sırasında talebini ıslah yoluyla artırmıştı. Uyuşmazlık, artırılan kısım için bir yıllık sürenin ıslah beyanının yapıldığı tarihte mi yoksa ıslah harcının yatırıldığı tarihte mi dolduğu noktasında toplanmıştı. Hukuk Genel Kurulu, ıslahın taraflardan birinin usul işlemini bir defaya mahsus düzeltmesine imkân tanıyan bir yol olduğunu, ıslah beyanının açık bir irade beyanı ile yapıldığı anda hüküm ve sonuç doğurduğunu belirterek, mahkemece tanınan kesin süre içinde tamamlanan harcın, ıslah beyanının etkisini geriye götürdüğü sonucuna vardı ve direnme kararını onadı.

    Bu karardan çıkan pratik sonuç şudur: Bir yıllık süre, itiraz tebliğinden itibaren dikkatle takip edilmelidir; itiraz alacaklıya hiç tebliğ edilmemişse Yargıtay içtihadında süre, alacaklının fiilen dava açtığı veya itirazın kaldırılması için icra mahkemesine başvurduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Bu durum, itirazdan haberdar olan alacaklının süreyi belirsiz biçimde uzatamayacağı anlamına gelir.

    İspat Yükü Kime Aittir?

    İtirazın iptali davası genel hükümlere tabi olduğu için ispat yükü de HMK'nın 190. maddesindeki genel kurala göre belirlenir: iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf, o vakıayı ispatla yükümlüdür.

    Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 23.10.2024 tarihli ve E. 2024/4934, K. 2024/7798 sayılı kararı bu dağılımı net biçimde ortaya koyuyor. Karara göre itirazın iptali davasında ispat yükü kural olarak alacaklıya aittir; alacaklı, taraflar arasındaki hukuki ilişkiyi ve bundan doğan alacağının varlığını ispatlamakla yükümlüdür. Ancak borçlu, aralarındaki hukuki ilişkiyi ve borcun varlığını kabul edip borcun sonradan bir nedenle (ödeme, ibra, zamanaşımı gibi) sona erdiğini ileri sürüyorsa, ispat yükü bu noktada borçluya geçer.

    Olayda boşanma protokolünden doğan çocuk eğitim gideri alacağı için başlatılan takibe itiraz edilmiş, alacaklı taraf itirazın iptalini ve icra inkâr tazminatını talep etmişti. Mahkeme, sunulan dekont ve bilirkişi raporuna göre alacağın bir kısmını kanıtlanmış kabul ederek davayı kısmen kabul etmiş, ancak alacağın miktarının yargılamayı gerektirmesi nedeniyle likit olmadığını belirterek icra inkâr tazminatı talebini reddetmişti. Yargıtay bu değerlendirmeyi onadı.

    Bu karar, itirazın iptali davasında delil hazırlığının önemini gösteriyor: Alacaklı, elindeki sözleşme, fatura, dekont, yazışma gibi belgelerle alacağın varlığını ve miktarını ortaya koyabilmelidir. Borçlu ise "borç yoktu" savunması yerine "borç vardı ama ödedim" gibi bir savunma yapıyorsa, ödemeyi kendisi ispatlamak zorundadır.

    İcra İnkâr Tazminatı

    Davayı kazanan alacaklı, talep etmişse borçlunun icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesini isteyebilir. İİK m. 67/2'ye göre bu tazminat, hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden az olmamak üzere belirlenir. Tazminata hükmedilebilmesi için birkaç şart birlikte gerçekleşmelidir:

    • Borçlunun ödeme emrine süresinde itiraz etmiş olması
    • Alacaklının davada haklı çıkması, yani itirazın iptaline karar verilmesi
    • Alacağın likit ve muayyen olması, yani miktarının belli olması veya basit bir hesapla belirlenebilmesi; miktarın tespiti için ayrıca bir yargılama gerekmemesi
    1. Hukuk Dairesi'nin yukarıda anılan kararında da görüldüğü gibi, alacağın miktarı ancak bilirkişi incelemesi ve yargılama sonucunda netleşebiliyorsa alacak likit sayılmaz ve icra inkâr tazminatına hükmedilemez. Buna karşılık, sözleşmede veya belgede açıkça yazılı, taraflarca önceden bilinen ya da basit bir hesapla bulunabilen alacaklarda likidite şartı gerçekleşmiş sayılır.

    Ayrıca dikkat edilmesi gereken bir nokta, Hukuk Genel Kurulu'nun yukarıda anılan kararında da vurgulandığı gibi icra inkâr tazminatına yalnızca bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılmış bir itirazın iptali davasında hükmedilebilmesidir. Süresi geçtikten sonra açılan ya da süresinde açılıp da usul hükümlerine (ıslah, harç gibi) uygun şekilde genişletilmeyen taleplerde bu tazminata hükmedilemez.

    Davanın Konusu ve Sınırları

    İtirazın iptali davasının konusu, yalnızca icra takibine konu edilen alacaktır. Dava, takibe sıkı sıkıya bağlıdır; bu bağlılık yalnızca alacağın miktarı bakımından değil, kaynağı bakımından da geçerlidir. Yani alacaklı, takipte dayanmadığı bir sözleşmeye veya başka bir alacak kalemine itirazın iptali davasında dayanamaz. Dava sırasında talep arttırılmak isteniyorsa bu, ıslah yoluyla ve hak düşürücü süre içinde yapılmalıdır.

    Davada verilecek karar, davanın kabulü veya reddi şeklinde olmakla birlikte, aynı zamanda takibin iptali veya devamı yönünde bir hüküm de içerir. Dava kısmen kabul edilirse, takip yalnızca kabul edilen miktar üzerinden devam eder.

    İtirazın İptali Davası Açmadan Önce Dikkat Edilmesi Gerekenler

    • İtirazın tebliğ tarihini (veya tebliğ edilmemişse itirazdan haberdar olunan ya da dava/itirazın kaldırılması başvurusunun yapıldığı tarihi) belirleyip bir yıllık süreyi buna göre takvimlemek
    • Talep edilecek miktarı ve harcı doğru hesaplamak; eksik harçla açılan veya sonradan ıslahla artırılan taleplerde sürenin nasıl işleyeceğini gözden kaçırmamak
    • Alacağın dayanağı olan belgeleri (sözleşme, fatura, dekont, yazışma) eksiksiz toplamak
    • İcra inkâr tazminatı talep edilecekse alacağın likit olup olmadığını önceden değerlendirmek
    • Davayı görevli ve yetkili mahkemede, doğru davalı (itiraz eden borçlu) aleyhine açmak

    Sonuç

    İtirazın iptali davası, borçlunun itirazıyla duran ilamsız icra takibini yeniden harekete geçirmenin genel hükümlere tabi yoludur. Bir yıllık hak düşürücü süre kaçırılmadan, doğru mahkemede ve alacağı ispatlayacak belgelerle açılması gerekir. İspat yükü kural olarak alacaklıdadır; borçlu borcun sona erdiğini ileri sürüyorsa bu yük borçluya geçer. Likit bir alacak için haksız itirazda bulunan borçlu, yüzde yirmiden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilebilir.

    Elinizdeki bir icra dosyasında itirazla karşılaştıysanız ya da itirazın iptali davası açmayı düşünüyorsanız, sürenin kaçırılmaması için erken harekete geçmek önemlidir. Alanya avukat olarak itirazın iptali davası ve icra süreçleriyle ilgili sorularınız için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

    Sık Sorulan Sorular

    İtirazın iptali davası hangi mahkemede açılır? İcra mahkemesinde değil, genel görevli mahkemede (uyuşmazlığın niteliğine göre asliye hukuk, asliye ticaret, iş veya aile mahkemesi gibi) açılır. Görev, HMK'nın genel hükümlerine göre belirlenir.

    Dava açma süresi ne zaman başlar? Borçlunun itirazının alacaklıya (varsa vekiline) tebliğ edildiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılmalıdır. İtiraz tebliğ edilmemişse süre, alacaklının itirazdan haberdar olduğu somut işlem tarihinden (örneğin dava veya itirazın kaldırılması başvurusu tarihinden) itibaren işlemeye başlayabilir.

    Süreyi kaçırırsam ne olur? Bir yıllık süre hak düşürücüdür ve mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınır. Süre geçtikten sonra açılan davada alacaklının ilamsız takibi düşer.

    Davada neyi ispatlamam gerekir? Alacaklı olarak, borçlunun itiraz ettiği alacağın varlığını ispatlamanız gerekir. Borçlu, borcu kabul edip sonradan ödendiğini ileri sürüyorsa, ödemeyi ispat yükü borçluya geçer.

    İcra inkâr tazminatı her davada hükmedilir mi? Hayır. Tazminat için borçlunun itirazının haksız çıkması, alacağın likit (miktarı belli veya basit hesapla belirlenebilir) olması ve tarafın bunu talep etmiş olması gerekir. Alacağın miktarı ancak yargılamayla belirlenebiliyorsa tazminata hükmedilmez.

    İtirazın iptali davası ile itirazın kaldırılması arasındaki fark nedir? İtirazın kaldırılması icra mahkemesinde, sınırlı belgeyle yapılan hızlı bir incelemedir. İtirazın iptali davası ise genel mahkemede, tüm delillerle yürütülen ve daha kapsamlı bir yargılamadır.

    Dava sırasında talep miktarımı artırabilir miyim? Evet, ıslah yoluyla artırabilirsiniz. Ancak ıslah beyanının ve buna bağlı harcın bir yıllık hak düşürücü süre içinde tamamlanmasına dikkat etmelisiniz.

    Davayı kaybedersem ne olur? Dava reddedilirse borçlunun itirazı geçerliliğini korur ve takip son bulur. Ayrıca borçlunun talebi hâlinde alacaklı, kötüniyet tazminatına mahkûm edilebilir.

    Makalede Kullanılan Yargıtay Kararları ve Özetleri

    1. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/91, K. 2025/398, T. 25.06.2025

    • Konusu: İtirazın iptali davasında bir yıllık dava açma süresinin hukuki niteliği (hak düşürücü süre) ve dava sırasında yapılan ıslahın bu süreye etkisi.
    • Özeti: Alacaklı, borçlunun itirazı üzerine açtığı itirazın iptali davasında talebini ıslahla artırmış, ıslah beyanı ile ıslah harcının yatırılması farklı tarihlerde gerçekleşmişti. Hukuk Genel Kurulu, İİK m. 67'deki bir yıllık sürenin hak düşürücü süre olduğunu, bu sürenin kamu düzenine ilişkin olduğunu ve mahkemece kendiliğinden gözetileceğini; ıslahın taraf iradesiyle hüküm doğuran bir usul işlemi olduğunu ve mahkemece tanınan kesin süre içinde tamamlanan harcın ıslah beyanının tarihini geçerli kıldığını belirterek direnme kararını onamıştır.
    • Makaledeki başlık: Dava Açma Süresi: Bir Yıllık Hak Düşürücü Süre

    2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/4934, K. 2024/7798, T. 23.10.2024

    • Konusu: İtirazın iptali davasında ispat yükünün taraflar arasında dağılımı ve icra inkâr tazminatı için alacağın likit olması şartı.
    • Özeti: Boşanma protokolünden doğan çocuk eğitim gideri alacağı için başlatılan takibe itiraz edilmiş, alacaklı itirazın iptali ve icra inkâr tazminatı talep etmiştir. Mahkeme, ispat yükünün kural olarak alacaklıya ait olduğunu, borçlunun borcun sona erdiğini ileri sürmesi hâlinde bu yükün borçluya geçeceğini belirtmiş; somut olayda alacağın miktarının bilirkişi incelemesiyle belirlenmesi gerektiğinden likit sayılamayacağını, bu nedenle icra inkâr tazminatına hükmedilemeyeceğini kabul etmiştir. Yargıtay kararı onamıştır.
    • Makaledeki başlık: İspat Yükü Kime Aittir? / İcra İnkâr Tazminatı

    3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/628, K. 2025/82, T. 26.02.2025

    • Konusu: İtirazın iptali davasının genel hükümlere tabi olması ve görevli yargı yerinin (adli yargı) belirlenmesi.
    • Özeti: Kararda, itirazın iptali davasının hem maddi hukuk hem de yargılama usulü bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na tabi olduğu, bu davanın açıkça adli yargının görev alanına girdiği ve görevli mahkemenin HMK'nın 1 ila 4. maddelerine göre belirleneceği vurgulanmıştır. Kararın somut olayı, belirli bir kamu alacağının tahsil usulüne ilişkin özel bir uyuşmazlığı konu almaktadır; makalede yalnızca genel hükümlere tabilik ve görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin ilke aktarılmıştır.
    • Makaledeki başlık: Görevli ve Yetkili Mahkeme

    Dayanak İçtihatlar

    • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/91, K. 2025/398, T. 25.06.2025
    • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/4934, K. 2024/7798, T. 23.10.2024
    • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/628, K. 2025/82, T. 26.02.2025

    Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut olaya ilişkin hukuki danışmanlık yerine geçmez. Ahmet Geçgel Avukatlık Bürosu, Alanya.